Araştırma Tarihçesi

Heinrich Kiepert
Heinrich Kiepert (1818 - 1899)

Antandros Antik Kenti’nin saptanmasına ilişkin araştırmalar, 1842 yılında Heinrich Kiepert’in, Avcılar Köyü camisinin duvarında Antandros isminin (Αντανδρον) geçtiği yazıtı keşfetmesiyle başlar. Kiepert, bu yazıta dayanarak elinde bulunan 1:100.000 ölçekli haritaya Antandros kentini lokalize etmeyi başarmıştır. Kiepert, 1888 yılında Fabricius ile birlikte, geri dönüşü sırasında Antandros isminin geçtiği ikinci bir yazıtı ve üzerinde ANT harflerinin bulunduğu Antandros sikkelerini görmesi, daha önceki saptamasının doğru olduğunu ortaya koymuştur1. Kiepert, Antandros olarak saptadığı Dervent Tepe’ye, (bugünkü adı Kaletaşı Tepesi) Fabricius ile birlikte tırmanmış ve orada bir şehir yerleşmesini doğrulayacak miktarda mermer ve seramik parçası bulmuştur. Burada yapmış olduğu barometrik ölçüm sonrasında tepenin 215 metre yükseklikte olduğunu belirlemiştir. Tepenin zirvesinin 200 metreden fazla bir yüksekliğe sahip olduğu, yükselti eğrilerinin gösterildiği haritadan anlaşılmaktadır. Bu arada Heinrich Schliemann, 1881 yılında aynı güzergahtan geçmiş ve yalnızca Kiepert’in ilk bulduğu yazıtı görmekle kalmamış, aynı zamanda Dervent Tepe’de, eni ve boyunun 1000 metre olduğunu tahmin ettiği, bir antik kentin varlığını da saptamıştır. Köylülerin bu antik şehirde birçok gümüş Antandros sikkesi bulması Schliemann’ın dikkatini çekmiş ve Dervent isminin antik Antandros isminden geldiği yolunda bir görüş ortaya atmıştır. Ancak şehri, 1959 ve 1968 yıllarında iki kez ziyaret eden J. M. Cook, Dervent isminin, Kiepert’in de fark ettiği gibi, genellikle geçitler için kullanılan bir isim olduğunu belirleyerek, ismin burada bir geçide işaret etmekte olduğuna dikkat çekmiştir. Gerçekten de şehrin üzerinde bulunduğu Kaletaşı Tepesi, denize doğru dik bir eğim ile sona erer. Modern asfalt, tepenin eteğinin kesilmesi sonucunda yapılabilmiştir. Modern asfaltın yapılmasından önce ulaşım, deniz ile tepe arasındaki dar, çakıldan oluşan deniz kıyısından gerçekleşiyordu. Cook, 1959 ve 1968 yıllarında yapmış olduğu inceleme sonunda tepenin doğu yamacında herhangi bir buluntunun olmadığı, asıl yerleşimin tepenin batı yamacında olması gerektiğine değinmiştir 2.

İzmir-Çanakkale yolu ve Kaletaşı Tepesi (1911). İda Dağı'ndan elde edilen keresteler gemiye yüklenmek için beklemekte.

Kiepert’ten sekiz yıl sonra Judeich, tepe üzerinde incelemeler yapmıştır. Bu inceleme sonucunda şehri, aşağı ve yukarı kent olarak ikiye ayırmış ve Antandros’u fazla büyük olmayan bir şehir olarak nitelendirmiştir.

1911 yılında şehri ziyaret eden Leaf, tepenin batı bölümünün sahibi olan Altınoluklu zengin Türkler'e ait firmanın burada bir mezar açtığını ve buradan orijinalinde bir rahibenin onurlandırılması için dikilmiş, ama sonradan ikinci kez kullanılmış olan bir heykel altlığının çıkarılmış olduğunu saptamıştır. Buna dayanarak, şehrin nekropolisinin tepenin batı yamacında, garnizonun ise tepenin zirvesinde, ticaret merkezi ve limanların da tepenin doğusunda olduğuna kanaat getirmiştir 3.

1991-1995 yılları arasında yapılan Müze kurtarma kazıları

Antandros yerleşmesinin bulunduğu Kaletaşı Tepesinin batısında uzanan sahil şeridinin imara açılması sonucunda 1989 yılında başlayan yapılanma çalışmalarında, bazı mezarlara rastlanmış ve bunun sonucunda 1991 yılında Müze Kurtarma Kazıları başlatılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda bu alanın MÖ 7. yüzyıldan MÖ 2. yüzyıla kadar nekropolis alanı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Müze Kurtarma Kazıları aralıklarla devam etmiş 1995 yılından sonra kazı çalışmalarına son verilmiştir 4.

2000 yılında Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Gürcan Polat başkanlığında bir ekip tarafından yüzey araştırması gerçekleştirilmiştir. Bu araştırma sonucunda Kaletaşı Tepesi’nde sur ile çevrili bir yerleşimin varlığı saptanmıştır. Çam ağaçları ile kaplı olan tepe üzerinde yapılan incelemelerde elde edilen malzemelerden, bu yerleşmenin MÖ Geç 5. yüzyıldan başlayıp 4. yüzyıl boyunca kullanıldığı anlaşılmıştır. Tepenin batı yamacında yapılan yüzey araştırmasında elde edilen veriler, bu alanın en azından MÖ 6. yüzyıldan başlayıp Bizans dönemini de içeren uzun bir zaman dilimi boyunca iskan gördüğünü ortaya koymuştur. Tepenin batısından denize dökülmekte olan Karakazan (Kundakçınar) Deresi’nin batısında ve Kaletaşı Tepesi’nin doğu yamaçlarında yapılan araştırmalarda, yerleşmeye ait veriler elde edilememiştir.

2001-2006 yılları arasında Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü ile Balıkesir Müzesi'nin ortaklaşa çalışmalarıyla süren kazılar, 2007 yılıyla birlikte Prof. Dr. Gürcan Polat başkanlığında devam eden akademik bir kazıya dönüşmüştür.