Nekropolis

Giriş

Antandros nekropolisi, Antandros yerleşmesinin yer aldığı Kaletaşı Tepesi’nin yaklaşık 400 m batısında, deniz ile ona paralel olarak uzanan tepe arasındaki 50–60 metrelik yamaç ve düzlükte yer almaktadır. Bugün Melis Sitesi’nin büyük bir bölümünün üzerine oturduğu nekropolis alanının batı sınırı, sitenin batı sınırı ile aynı konumda iken, 2001 yılından beri devam etmekte olan sistemli kazılar, nekropolis alanının sınırlarını tespit etmeye yönelik olarak sürdürülmektedir.

Nekropolis kazıları 2001 yılında küçük bir sondaj ile başlamış, yoğun gömü nedeniyle dört bir yana genişletilerek, büyük bir açmaya dönüşmüştür. Nekropolis, coğrafi konumu gereği, kuzeyindeki tepeden erozyonla gelen toprak nedeniyle tabakalı bir yapıya sahiptir. Bugüne kadar toplam 412 mezar saptanmıştır.

Nekropoliste ilk kültür katmanını, özellikle açmanın güney bölümlerinde ele geçen Geç Roma Dönemi’ne ait mimari oluşturmaktadır. 2007 yılı çalışmalarında açmanın doğu bölümünde daha önce açığa çıkarılan Geç Roma yerleşimlerine ait iki mekanın güney duvarları ve kapı girişleri ortaya çıkarılmıştır. Böylece nekropolis içinden geçen yolun bu dönemde yaklaşık 2 m kadar güneye kayarak kullanılmaya devam edildiği ve evlerin yol kenarında yer aldığı anlaşılmıştır. Henüz tam olarak plan elde edilememiş olmasına karşın, MS 4. yüzyılda bu alanın, nekropolis özelliğini yitirerek, yerleşim alanına dönüştüğü anlaşılmaktadır. Açmanın kuzeydoğusundan ele geçen bir Bizans Dönemi mezarı ile açmanın batısından ele geçen MS 2. yüzyıla ait bir mezar dışında, Hellenistik Dönem sonrasına ait mezara rastlanmamıştır.

Nekropolün en erken mezarı olan 192 no.lu mezarda, hediye olarak göğüs üzerinde bir bronz saç spirali ile bacaklar hizasında 5 aşık kemiği ele geçmiştir. Bu bulgular ne yazık ki mezarı tam olarak tarihlemek için yeterli değildir. Ancak, bu mezarın üzerinde ele geçen bir kremasyon mezarın hediyeleri, bu mezar için bir terminus ante quem oluşturmaktadır. 171 no.lu bu mezar birincil kremasyon olup, MÖ Geç 8. / Erken 7. yüzyıla ait bir kantharos, Korinth taklidi aryballos ve beş bronz fibuladan oluşan hediyelere sahiptir.

Arkaik Dönem

Arkaik döneme ait 59 kremasyon, 101 inhumasyon olmak üzere, toplam 160 mezar gün ışığına çıkarılmıştır. MÖ 7. yüzyıla ait gerek kremasyon ve gerekse de inhumasyon mezarların hepsinin üstü, düzen içermeyen, yumruktan biraz daha büyük moloz taşlarla kapatılmıştır. Çocuk ve bebek mezarlarının, hydria ve amphora gibi, büyük boyutlu kaplar içerisine veya doğrudan toprağa yatırılarak yapıldıkları belirlenmiştir. Doğrudan toprağa yapılmış gömülerden bazılarının başı kuzeye gelecek şekilde yatırılmışken bazı bireylerin başı güneye gelecek şekilde yatırılması, bu dönem mezarlarında yön birliğinin olmadığının belirlenmesine olanak tanımaktadır. Yön birliği gömü kaplarının yatırılmasında da görülmez.

Çocuk ve bebeklerin aksine, yetişkin mezarlarının hepsi kremasyon olarak ele geçmiştir. Bazı kremasyon mezarlarda toprak üzerindeki yanık tabakası ve toprakta yüksek ısıdan meydana gelen kırmızılaşma, bireyin gömüldüğü yerde yakıldığını kanıtlamaktadır. Diğerleri ise ikincil kremasyon, yani başka yerde yakılarak, toplanan kemiklerin bir urne kabı içerisine konulması sonrasında gömülmüşlerdir. Kremasyon mezarlarda genellikle bronz fibulalar ele geçerken, çocuk ve bebek mezarlarında, içlerinde aşık kemiklerinin de bulunduğu, daha zengin hediyelere rastlanmaktadır. Bu döneme ait mezarlarda yapılan antropolojik incelemeler yetişkinlerin yakılarak, 6.5 yaşından küçük çocuk ve bebeklerin yakılmadan gömüldüğünü ortaya koymuştur.

MÖ Erken 6. yüzyıla ait mezarlar da, MÖ 7. yüzyıl mezarları ile benzer özellikler taşırlar. Ancak bu durumun yüzyılın ortalarına doğru değişmeye başladığı, yetişkinlerin yalnızca kremasyon değil, aynı zamanda inhumasyon olarak da gömüldükleri gözlenir. Bunların örnekleri 183, 307 ve 387 no.lu pithos mezar oluşturur.

Antandros Nekropolisi’nde ilk lahit kullanımı da, yetişkin bireylerin yalnızca yakılarak gömülmediği MÖ 6. yüzyılda görülmeye başlar. Bu yüzyıla ait üç pişmiş toprak lahit belirlenmiştir. Bunlardan 100 ve 118 no.lu mezarları kapaksız, basit lahitler oluştururken, 30 no.lu mezar, trapezoidal formlu, kapaklı bir Klazomenai lahdidir. Yumuşak semerdam formlu kapak üzerinde herhangi bir bezeme saptanamazken, lahit baş ve ayakuçlarında figürlü bezemenin bulunduğu belirlenmiştir. Cook tarafından Albertinum Grubu olarak isimlendirilen lahitlerle büyük benzerlik gösteren bu lahit, olasılıkla Klazomenai’dan ithal edilmiş olmalıdır. Bu düşünceyi, lahdin içerisinde hediyenin ele geçmemesi de desteklemektedir. Erişkin bir erkeğe ait hediyenin lahit dışına bırakılması, Klazomenai nekropolislerinde ortaya çıkarılan lahitlerin genel özelliği olarak değerlendirilmektedir.

Bu yön birliği, inhumasyon gömülerde Hellenistik Dönem içlerine kadar varlığını sürdürmüştür. MÖ 5. yüzyılda pişmiş toprak lahitlerin yerini, artık tufa taşından yapılmış, kapaklı taş lahitler alır. Bu dönemde yetişkin bireylerde kremasyon uygulaması, yavaş yavaş yerini inhumasyona bırakmaya başlar.

Klasik Dönem

MÖ 5. yüzyıla ait lahitlerde çoklu gömüler dikkat çekmektedir. Bu çoklu gömüler, yukarıda sözü edilen kremasyon ve inhumasyon gömüleri bir arada barındıran iki lahdin yanı sıra, yalnızca inhumasyon içeren lahitlerde de görülür. Bunlara en güzel örneği, 107 no.lu lahit oluşturur. İkisi kadın, birisi erkek üç erişkinin yatırıldığı lahit içerisinden, MÖ 450 civarına tarihlenen siyah figür tekniğinde bezeli üç lekythos, iki siyah fîrnisli kyliks, bir amphoriskos ile masa amphorasına ait kaide ve gövde ele geçmiştir. Üç bireyin de birbirleri üzerine, diğerini tahrip etmeksizin yatırılmış olmaları ve mezar hediyeleri arasında zaman farkının bulunmaması, bu gömülerin aynı dönemde yapıldıklarını ve olasılıkla lahitlerin aile mezarı olarak kullanıldığını düşündürmektedir. MÖ Geç 5. yüzyıla ait bir diğer lahit de 2 no.lu mezardır. Çevresi birbirlerine kenet ile bağlanmış, düzgün işçilik gösteren bloklardan istinat duvarına sahip bu lahit içerisinden albaster taşından bir alabastron, bronz fîbula, demir strigilis, iki fîgürin, masa amphorası, skyphos, dört bolsal ve yedi stemless ele geçmesine karşın, lahit içerisindeki kemiklerin erimiş olmasından dolayı, yalnızca bir erişkine ilişkin bir kaval kemiği belirlenebilmiştir. Ancak buluntu sayısı göz önüne alındığında, bu lahdin de çoklu gömüye sahip olduğu söylenebilir.

Nekropolis açmasının kuzeydoğu köşesinde diğerlerinden farklı yapıya sahip bir mezar açığa çıkarılmıştır. 49 no.lu olarak belirlenen bu mezar, 3.10 x 3.17 m. ölçülerinde kare bir planlı bir podyuma sahiptir. Euthynteria bölümünü oluşturan blokların dış yüzü özenli işçiliğe sahip değilken, birbirlerine kenet ile tutturulmuş ikinci blok sırası oldukça iyi bir işçiliğe sahiptir. Podyumun güney duvarı üzerinde bir basamak geriye çekilerek yerleştirilmiş, iki blok korunmuş durumdadır. Birinci sıra bloklar üzerindeki izlerden ikinci sıra blokların, güneyde korunmuş olan ikinci sıra gibi, diğer yönlerde de bir basamak geriye çekilerek yerleştirildiği anlaşılmaktadır. Blokların iç yüzlerinin işlenmeden bırakılması ve güneyde korunmuş ikinci sıra bloklar üzerindeki izler, korunmamış olan üçüncü sıra blokların da, bir basamak geriye çekilerek yerleştirilmiş olduklarını kanıtlamaktadır. Elde edilen bu veriler, kare planlı bu podyumun, orijinalde basamaklı bir piramit görünümünde olduğunu açığa vurmaktadır.

MÖ 5. yüzyıla ait yalnızca lahit mezarlar değil doğrudan toprağa yatırılmış inhumasyonlar da ele geçmiştir. 133 no.lu olarak belirlenen, 3.5 yaşında bir çocuğa ait bu tip gömüde oldukça zengin hediyelerle karşılaşılmıştır. Bu döneme ait tüm inhumasyonlar gibi, doğu-batı doğrultulu yatırılmış bireyin iki kolunda birer bronz bilezik, ikisi süvari, birisi uzanan insan figürü, bir horoz ve bir kaplumbağadan oluşan beş figürin, iki siyah figür bezemeli lekythos, bir kyliks, üç gri kap, iki fenike camından boncuk, yirmi yedi aşık kemiği, iki adet kemik süs objesi ve bir deniz kabuğu ele geçmiştir.

MÖ 4. yüzyıla ait sekiz taş lahit, altı çatı kiremidi, dört amphora, bir pithos ve bir basit toprak olmak üzere toplam 20 mezar belirlenirken, kremasyon gömü saptanamamıştır. Taş lahitler, MÖ 5. yüzyıldaki örneklerle benzer yapıda olup, doğu-batı doğrultusunda yatırılmışlardır. 36 no.lu lahit, içerisinde en çok birey barındıran mezar olarak belirlenmiştir. İki kadın, iki erkek ve bir çocuğun içerisine yatırıldığı lahit içerisinden, ayakucu bölümüne bırakılmış, üç cup-skyphos, masa amphorası, üç bronz ayna ve bir strigilis ele geçmiştir. Lahdin hacmi göz önüne alındığında, beş bireyin aynı anda bu lahde sığması pek mümkün görünmemektedir. Bu da, aile mezarı olarak kullanılan lahitlerin aileden birisi öldüğü zaman açılarak lahde yatırıldığını göstermesi açısından önemli bir veri oluşturmaktadır. Ayrıca MÖ 4. yüzyıla ait lahitlerin hemen hepsinin çevresinde moloz taşlardan yapılmış, lahit kapağını aşan yükseklikte, istinat duvarları bulunmaktadır. Bazı örneklerde bu istinat duvarlarının dış yüzünde kireç harcı ile yapılmış sıvaların bulunması, lahit mezarları çevreleyen bu istinat duvarlarının orijinalde toprak üzerinde kaldığını açığa vurmaktadır. 2008 kazı sezonunda açığa çıkarılan 260 no.lu taş lahit mezar bu durumu kesin olarak doğrulamaktadır. Lahdin ortaya çıkartılmasına yönelik yapılan çalışmalarda, lahit kapağının hizasında, toprağa paralel yapılmış ve yer yer 20 cm genişliğinde korunmuş bir sıvayla karşılaşılmıştır. Ortaya çıkarılan bu sıva, o günkü yürüme düzlemini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Çalışmalar sonucunda lahdin yaklaşık 54 cm yüksekliğindeki bölümünün tespit edilen yürüme düzleminin üstünde kaldığı görülmüştür. Bu durum lahit mezarlardan bazılarının toprak üzerinden görülebilecek mimari bir düzenlemeye sahip olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu nedenle yeri tam olarak bilinen lahitler, zaman içerisinde aileden bireylerin ölmesi nedeniyle kolayca açılarak, ölen aile bireyinin, aile mezarı görevi gören bu lahitlerin içerisine yatırılmasına olanak tanımış olmalıdırlar.

Bazı lahit mezarların üstünün örtülmesinin ardından üzerlerine bir sıra çakıl taşının bırakıldığı ve bunların üzerinde seramoni ateşi yakıldığını gösteren izlere rastlanmıştır.

MÖ 4. yüzyıl lahitlerinden bazılarının Hellenistik Dönem’de ikinci kez kullanıldıkları tespit edilmiştir. Buna en güzel örneği 210 no.lu lahit oluşturmaktadır. Kapağının güneybatı köşesi çatlak olan lahdin açılmasının ardından, içerisinde doğu-batı doğrultulu yatırılmış, iki erişkin bireye ait iskelet belirlenmiştir. Ayakucuna hediye olarak bırakılmış iki cup-kantharos, bolsal, geç kırmızı figür bezemeli bir pelike ile diz ve karın hizasına bırakılmış, parçalı halde iki strigilisin yanı sıra, içinde kremasyon bulunan kırılmış halde bir Hellenistik stamnos ile bunun kapağı olarak kullanıldığı anlaşılan bir kase ele geçmiştir. Yapıları değerlendirme sonrasında, MÖ Erken 4. yüzyıla ait bu lahdin çatlak olan güneybatı köşesinin Hellenistik dönemde kaldırılarak, lahdin içerisine bir urnenin atıldığı anlaşılmıştır.

Bebek gömüleri genellikle amphoralar içine yapılırken, erişkin ve çocuklar için çatı kiremidi mezarların da kullanıldığı görülmektedir. Müze Kurtarma Kazıları sırasında açılan çatı kiremidi mezarlarda çok sayıda figürin ele geçerken, son dönem kazılarda ele geçen çatı kiremidi mezarlarda zaman zaman bir sikkenin dışında herhangi bir hediyeye rastlanmamaktadır. Bu dönemle birlikte inhumasyon gömülerde bireylerin ağzına Kharon Mangırı da bırakılmaya başlanmıştır.

Hellenistik Dönem

Hellenistik Dönem’e ait otuz bir kremasyon, on üç çatı kiremidi, dört lahit, on dokuz doğrudan toprağa gömü ve iki adet tuğla mezar olmak üzere altmış dokuz mezar açığa çıkarılmıştır. Sayılardan da anlaşılacağı üzere, kremasyon gömü oranında ani ve büyük bir artış görülmektedir. Ayrıca urne kaplarında genellikle aynı kap formunun, stamnosların kullanıldığı dikkat çekmektedir. Kremasyonlar içerisinde çocuk veya bebek gömüsüne rastlanmamıştır. Bunun yanı sıra çocuklar genellikle çatı kiremidi mezarlara gömülürken, lahit sayısında da önemli bir düşüş dikkat çekmektedir.

Kremasyonlarda genellikle ikincil kremasyon ağırlıkta iken, birincil kremasyonlara, yani yerinde yakılmalara da rastlanmaktadır. Birincil kremasyonlar, üzerine çatı kremitleri kapatıldıktan sonra gömülmüşlerdir. 12 no.lu mezar bunlara güzel bir örnek oluşturur. 37 yaşında bir kadın birey yerinde yakıldıktan sonra, yanına bir bronz sikke, bronz bilezik ve bir bronz obje bırakılmasının ardından, üzeri iki çatı kiremidi ile kapatılmış ve çevresi taşlarla sınırlandıktan sonra içi, moloz taşlarla doldurulmuştur.

İkincil kremasyonlarda genellikle stamnoslar urne olarak tercih edilmişlerdir. Bu stamnosların ağzı, kapak olarak kullanılan ya bir kase ile ya da bir çatı kiremidi parçası ile kapatılmaktadır. Bazen bunların içerisine bir unguentariumun hediye olarak bırakıldığı da görülmektedir. Bu tip mezarların en zenginini 64 no.lu mezar oluşturmaktadır. Ağzı bir çatı kiremidi ile kapatılmış stamnos urnenin hemen yanına, bir krater, bir lekane ve bir balık tabağı iç içe hediye olarak bırakılmışlardır.

Çatı kiremidi mezarlar dört ya da altı kiremidin ikişerli çatılması, ön ve arka bölümlerine de birer çatı kiremidinin kapatılması ile elde edilmişlerdir.

Hellenistik Dönem’e ait en ilgi çekici bulgular 2005 ve 2006 kazı sezonlarında, açmanın güneydoğu bölümünde ele geçmiştir. 2005 yılında ortaya çıkarılan, yaklaşık 3×3 m boyutlarında, moloz taşlarla yapılmış, kare planlı bir yapıdır. Üst bölümü tahrip olmasına karşın, güney bölümü hariç, üç yanında duvara sahip olduğu anlaşılmaktadır. Yapının güney bölümünde ise bu mekana çıkışı sağlayan üç basamak yer alır. Yapının her üç duvarlarının iç kısmında, yaklaşık 30–35 cm yüksekliğinde ve bir o kadar genişlikte bir sekinin varlığı da hissedilmektedir. Mekanın iç kısmı, yumruk büyüklüğündeki taşların dizilmesi ile oluşturulmuş bir tabana sahiptir. Duvarların dış kısmında oldukça iyi durumda korunmuş, kireç harçlı sıva ile kaplı olduğu görülürken, bu sıvanın varlığı yer yer iç kısımda ve taban üzerinde de görülmektedir. At nalı planlı sunak görünümündeki yapının hangi amaçla yapıldığını anlayabilmek için orta bölümünde bir sondaj açılmış, ancak bir sonuç alınamamıştır. 2006 kazı sezonunda açma, bu yapının doğusuna doğru genişletilmiş ve bu yapının bir benzeri, yaklaşık 80 cm doğuda ortaya çıkarılmıştır. Bu benzerlik gerek doğrultu, gerek plan ve işçilik, gerekse de boyutta görülmektedir. Ancak bu ikinci yapının güneyde yer alan basamaklarının bir bölümü tahrip olmuş ve temel alt seviyesinde bir lahit tespit edilmiştir.

210 no.lu olarak belirlenen ve MÖ Erken 4. yüzyıla tarihlenen bu lahdin içerisine, Hellenistik Dönem’de bir urnenin bırakıldığı belirlenmiştir. Bu lahdin açılması sırasında ikinci sunağın tabanını oluşturan taşların bir bölümü kaldırılmış ve kuzeyde kısmen 210 no.lu lahdin istinat duvarı üzerine oturan, 212 no.lu Hellenistik urne belirlenmiştir. Sunak yapısının amacını anlamaya yönelik olarak tabanının tamamen kaldırılmasına karar verilmiş ve bu işlem sonrasında mekanın iç kısmının kuzeyinde, yan yana kapatılmış üç çatı kiremidi saptanmıştır. 213 no.lu olarak kayda geçen mezarın birincil bir kremasyon olduğu, bireyin yakılmasının ardından üzerine bu çatı kiremitlerinin örtüldüğü ve daha sonra da, mekanın tabanının bunların üzerine döşendiği anlaşılmıştır. Bu mezarın da kaldırılmasının ardından, daha alt seviyede bir lahit ortaya çıkarılmıştır. Sunağın batı duvarının üzerine oturduğu bu lahdin ikinci kullanım gördüğü, gerek kapağındaki kaymadan ve gerekse de neredeyse hediyesiz bir şekilde dört bireyin lahdin içerisine bırakılmasından anlaşılmıştır.

2007 yılı kazı sezonunda çalışmaların bir bölümü nekropolisin kuzeyinde gerçekleştirilmiş, çalışmalar neticesinde yukarıda söz edilen iki sunağa ek olarak üç sunak yapısı daha açığa çıkarılmıştır. At nalı planı ve güneye bakıyor olmalarıyla daha önce açığa çıkarılan iki sunak yapısıyla benzer özelikler taşırlar. Buna karşın güney bölümlerinde basamak izlerine rastlanmayışı diğer ikisinden farklı kılmaktadır. Sunaklardan EAH kodlu olanı, 2007 yılında açığa çıkarılan diğer iki sunak yapısına nazaran daha iyi korunmuştur. Sunak yapısı, orijinal gömüsü MÖ 4. yüzyıla ait bir lahdi tam ortasına alacak şekilde inşa edilmiştir. 226 mezar numarası verilen lahit, 2006 yılında ortaya çıkarılan sunak yapısındaki 210 no.lu lahit mezar gibi ikinci kullanıma maruz kalmış ve yine 210 no.lu lahit mezarda olduğu gibi lahdin kapağı kaldırılarak batı bölüme urne bırakılmıştır. 226 no.lu lahdi 210 no.lu’dan ayıran tek yönü bu lahde iki urnenin bırakılmış olmasıdır. 2007 yılında orta çıkarılan diğer iki sunak yapısının iç bölümlerinde yerinde yakılmış birer kremasyon mezar bulunmaktadır. Sunaklardaki kremasyonlardan birinin üzeri yumruk büyüklüğünde taşlarla kapatılmışken, diğeri iki oval kiremit ile örtülmüştür.

Eldeki veriler Hellenistik Dönem’de Antandros nekropolisinde bir sunak mezar geleneğinin varlığını ve bunların kremasyon mezarlar için kullanıldığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, 2005 ve 2006 yılında açığa çıkarılan iki sunağın üst kodlarında yapılan çalışmalarda, diğer alanların aksine Hellenistik Dönem’e ait bazı mezar steli parçalarının ele geçmiş olması, bu stellerin orijinalde bu mezar sunaklarının üzerinde durduğunu düşündürmektedir. At nalı şeklindeki sunakların içerisinde yer alan sekiler de, yılın belli günlerinde sunakta yapılan mezar seremonilerinde hediyelerin bırakıldıkları yerler olmalıdır.

Nekropolis alanının güneye, yani denize doğru ne kadar uzandığını anlamak amacıyla açmanın güneybatı bölümünde yaklaşık 3 x 5 m boyutlarında bir sondaja başlanmıştır. 2 no.lu lahdin hemen güneyinden başlayan bu sondaj da, Geç Roma Dönemi’ne ait bazı duvarların dışında herhangi bir mezar veya yapılanmaya rastlanmamıştır. Ancak toprak yapısının çok sert ve tabakalardan oluştuğu gözlenmiştir. 2 no.lu lahdin istinat duvarlarından yaklaşık 4 m güneyde düzgün sıralanmış taşlar ele geçmeye başlamıştır. Bu yapılanmanın ortaya çıkarılabilmesi için açmanın güneye doğru genişletilmesi sonrasında, bunun MÖ 6. yüzyıla ait bir pithos mezarı çevreleyen istinat duvarı olduğu görülmüştür. 183 no.lu mezarın hemen güneyinde, kısmen onu tahrip ederek yerleştirilmiş Hellenistik Dönem’e ait bir çatı kiremiti mezar da açığa çıkarılmıştır. Daha güneyde, üst kodda ele geçen ve oldukça yüksek korunan Geç Roma Dönemi’ne ait duvarlar, bu alanda daha fazla güneye gidilmesini engellemiştir. Bu kadar yoğun gömü barındıran Antandros nekropolisinde yaklaşık 4 m genişliğindeki bir alanda hiçbir mezarın ele geçmemiş olması ve toprak yapısının farklılık göstermesi, bu alanın nekropolis içerisinden geçen antik bir yol olduğu görüşünü akla getirmektedir. Bu görüş, nekropolisin yer aldığı topografyadan da destek bulmaktadır. Nekropolis, yerleşim yerinin batısında, kuzeyi tepe, güneyi deniz ile sınırlanmış yaklaşık 60 metre genişliğindeki sahil şeridine konumlanmıştır. Bu sahil şeridi, Antandros’u batıdaki Gargara Antik Kenti’ne bağlayan yolun geçmesi için neredeyse tek güzergah olarak dikkat çekmektedir. Bugün bile Edremit-Çanakkale yolu aynı güzergahtan, antik yol olarak düşünülen alandan yaklaşık 40 m. güneyden geçmektedir. Ayrıca nekropolis planı incelendiğinde, Hellenistik Dönem’e ait mezar sunaklarının güney sınırı, daha batıda yer alan diğer mezarların güney sınırı ile doğu-batı doğrultulu düz bir hat oluşturmaktadır. Bu görüşe destek sağlamak amacıyla 2006 kazı sezonunda, nekropolis açmasının güneydoğusunda, ikinci Hellenistik sunağın yaklaşık 4 metre güneyinde, dış yüzü kısmen korunmuş sıvaya sahip, içi moloz taşlarla doldurulmuş, yaklaşık 1,10 metre çapında dairesel bir yapı ortaya çıkarılmıştır. Kuzey bölümü kısmen kesit içerisinde kalan yapının içerisinde gerçekleştirilen kazı çalışmasında, Hellenistik döneme ait bir urne ile karşılaşılmıştır. 2007 kazı sezonun son günlerinde nekropolisin kuzeyinde dairsel bir yapının üst bölümü açığa çıkarılmış, 2008 yılında ise tamamen açılmıştır. Yaklaşık 1.20 m. çapında, 0.64 m yüksekliğinde korunmuş yapının dış yüzü sıvalı olup, iki basamaktan oluşmaktadır. Dairevi formlu yapının basamaklı oluşu ve sıvalı dış yüzü, 2006 yılında açığa çıkarılan urnenin etrafını çevreleyen mimari yapı ile benzerdir. Bu benzerlikten dolayı iç kısmında bir urne beklenmiş, ancak hiçbir buluntu ya da mezar rastlanmamıştır. Bu durum yapının bir “Kenotaf” olabileceğini düşündürmektedir. Dairesel formlu bir diğer sunak antik yolun güneyinde 2010 yılı yapılan çalışmalarda açığa çıkarılmış olan 344 nolu mezardır. Dairesel formlu 1.16 cm. çapında ve 33 cm.lik sıvalı kısmı korunan sunağın orta kısmında ağzı yassı taşla kapatılmış khytradan oluşan bir urneye rastlanmıştır. Mezar kabı içinden erişkin bireye ait yanmış kemikler ve bir adet aşık kemiği ele geçmiştir.

Antik Yol

Antik yol düşüncesini kanıtlamaya yönelik olarak sürdürülen çalışmalara 2007 yılında devam edilmiş ve 4.10 m seviyesinden itibaren 4.02 m, 3.94 ve 3.89 m’de dört ayrı tabaka halinde antik yol açığa çıkarılmıştır. Bu tabakalar yolun uzun süre kullanıldığını ve ihtiyaç dahilinde onarım gördüğünü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ayrıca yolun onarım gördüğünü gösteren çukurlara açmanın doğusunda rastlanmıştır. Bu yeni açmada, yukarıda da belirtildiği gibi Geç Roma dönemine ait yapılar arasından geçmekte olan doğu-batı doğrultulu bir yol ortaya çıkarılmıştır. Hellenistik döneme kadar kullanıldığı düşünülen yolla aynı doğrultuda ve onun gibi sert toprak zemine sahip Geç Roma yolu, erken döneme ait olduğu düşünülen yoldan yaklaşık 2 metre kadar güneye kaymıştır.

Antandros nekropolisinde gerçekleştirilen kazı çalışmaları, nekropolis alanının MÖ Erken 7. yüzyıldan Hellenistik Dönem sonuna kadar kesintisiz bir şekilde kullanıldığını ortaya koymuştur. Nekropolis alanının erken Roma döneminde ne amaçla kullanıldığını gösteren bir veri bulunmamasına karşın, nekropolis kazılarında MS 2. yüzyıla ait yalnızca bir mezara rastlanmıştır. Kısmen korunmuş tuğla örgülü sanduka mezar tipindeki gömüde birey, doğu-batı yön birliğine uygun olarak yatırılmıştır. Bunun dışında Bizans Dönemi’ne tarihlenen bir mezar ortaya çıkarılmıştır. 25 no.lu olarak isimlendirilen mezar, moloz taş ve kireç harcı ile oluşturulan bir sandukanın üzeri, ikişerli olarak çatılan taban tuğlaları ile kapatılmıştır. İkisi kadın, birisi erkek ve diğeri de çocuk olan dört bireyin gömülü olduğu mezarda, kadın bireylerden birisi baş batıya gelecek şekilde batı-doğu yatırılmışken, diğer bireylerin kemikleri bu bireyin ayakucu bölümüne toplanmış olarak ele geçmiştir.

Yrd. Doç. Dr. Kahraman YAĞIZ

Adıyaman Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü