Antandros

yolüstü açması

Sektörler

Yolüstü Sektörü

Çanakkale-İzmir karayolunun kuzeyindeki kazı çalışmalarında ilk tabakayı Geç Roma yerleşmesi oluşturmaktadır. Genellikle Roma yapılarının tadilat geçirerek ve eklentiler yapılarak kullanıldığı bu kültür tabakasına ait yollarda, su sistemine ait pişmiş toprak borular da gün ışığına çıkarılmıştır. Tarla sürümü nedeniyle büyük oranda tahrip olmuş bu tabakanın altından Hellenistik döneme ait duvarlar ele geçmiştir. M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllar çok sayıda kaliteli seramik malzeme ve az sayıda temel kalıntısı ile temsil edilmektedir. M.Ö. 6. yüzyıl ilk yarısına ait güçlü bir yangın tabakası, Kimmerlerin Antandros’dan sürülmesine yol açan savaşın izleri olduğu düşüncesini akla getirmiştir. Aynı alanda M.Ö. geç 8. yüzyıla kadar geriye giden mimari yapılanmanın varlığı da tespit edilmiştir.

Ayrıca henüz kazısı yapılmamakla birlikte Kaletaşı tepesinin zirve bölümünde, M.Ö. 5. yüzyıl sonlarında inşa edildiği antik kaynaklardan bilinen tahkimli garnizona ilişkin 2.5 m. kalınlığında sur duvarının 1.30 m. yüksekliğe kadar korunmuş olduğu tespit edilmiştir.

Dereboyu 1 Sektörü

Dereboyu açması 2006 ve 2008 kazı sezonları arasında çalışılan bir sektör olup, Yamaç Ev sektörünün 200-250 metre kadar güneybatısında, Yol Üstü sektörünün yaklaşık 200 metre kuzeybatısında, ve Karakazan (Kundakçınar) Deresinin 45-50 metre batısında yer almaktadır.

2006 yılında ortaya çıkarılan bosajlı yan yana dizilmiş üç bloğun bu alandaki niteliğini anlamaya yönelik bir çalışma yapılmaya karar verilmiştir. Öncelikle 2006 yılında çalışılan alanda, bosajların batısında kalan alanda seviye inilmeye başlanmış ve bosajlı blokların devam ettiği görülmüştür. İnilen 7.80m. seviyesinde blokların beş sıra yüksekliğinde korunduğu tespit edilmiş ancak blokların oturduğu her hangi bir düzgün zemin tespit edilememiştir. Öte yandan blokların hemen güneyinde başlayan döküntü niteliği gösteren taşların, üst seviyelerinin açılması ve alt seviyede de devam ediyor olmaları bu taşların sanduka bir duvara ait olduğunu ortaya koymuştur. Bu taşların aynı zamanda bosajlı blokların iç yüzünde yer alan dolgu taşları olarak kullanıldığı açıktır.

Dereboyu 1

Kaliteli işçilik gösteren ve oldukça kalın olan bu duvarın, sur duvarı olabileceği düşünülmektedir. Bosajların ve dolgu taşların oluşturduğu bu duvarın sur duvarı olabileceği ihtimali yanında diğer akla gelen ihtimal tiyatro analemması olabileceğidir. Şayet bu seçenek olursa, üst teraslarda oturma yerlerine ait kalıntılara rastlamak gerekmektedir.

Yukarıda bahsedilen nedenlerden ötürü bu duvarın yayılım alanını anlamaya yönelik olarak açmanın güneyine doğru 3m., batıya doğruda 1,5m’lik bir genişleme yapılmıştır. Yeni açılan alanda, duvarın iç dolgu taşlarının devam ettiği ve kesite girdiği gözlenmiş ancak bosajlara rastlanmamıştır. Doğu-batı doğrultulu olan bu duvarın kuzeyinde olduğu gibi güneyinde de bosajların olması gerektiği düşünülmektedir. Öte yandan batı genişleme alanında bosajların 8.67m. seviyesinde aynı şekilde batıya doğruda devam ettiği ve batı kesite girdiği alanda kuzey-güney doğrultu yaptığı gözlenmiştir. Bu durum bir sur duvarının gözetleme kulesi için yapılmış mekan olarak kullanılmış olabileceği olarak yorumlanmıştır. (Fotoğraf: 1)

Duvarın üst teraslardaki yayılımını anlamaya yönelik olarak doğuya doğru duvarı takip etmeye başlanmıştır. Açılan 4*4 metrelik sondaj niteliğinde olan açmadan (doğu genişleme 1) kısa süre içinde bosajların devamı gelmiştir. Bu alanda bosajların daha yüksek korunduğu gözlenmiştir. Aynı şekilde duvarın iç dolgu taşları da devam etmiştir. Bunun yanı sıra bosajların üzerine oturan daha geç dönem mimarisine ait olan duvarlar ortaya çıkmıştır. (Fotoğraf: 2) (Fotoğraf: 3)

Bosajlı duvarın yüksek korunmuş olması ve şu an için bir mimari ile ilişkilendirilememiş olması nedeni ile açmanın doğusunda yine bosajların hizasında yeni bir çalışma yapılmasına karar verilmiştir. Kuzey-güney genişliği 3m, doğu-batı genişliği 4m. olan bir alan açılmıştır (doğu genişleme 2). Ancak bu alanda Geç Roma dönemi mimarisine ait olan duvarlar üst seviyeden gelmeye başlamıştır. Bosajlı duvarın yüksek korunmuş olması ve şu an için bir mimari ile ilişkilendirilememiş olması nedeni ile açmanın doğusunda yine bosajların hizasında yeni bir çalışma yapılmasına karar verilmiştir. Kuzey-güney genişliği 3m, doğu-batı genişliği 4m. olan bir alan açılmıştır (doğu genişleme 2). Ancak bu alanda Geç Roma dönemi mimarisine ait olan duvarlar üst seviyeden gelmeye başlamıştır. Açmanın güney kesitinde sıvalı olan iki duvarın bu alanda bir mekan oluşturdukları görülmüştür.
1- Mekanın alt seviyelerine inildikçe üç adet sütun ortaya çıkmıştır. Bu alanın açmanın güney kesitinde yer alması nedeni ile güneye doğru 5m.lik bir genişleme daha yapılmıştır. Mekanın doğu duvarının açmanın tamamı boyunca uzandığı görülmüştür. Bu duvarın hizasında ise ilk açmada ortaya çıkan mekanın dışında ikinci bir mekan daha gelmiştir.
2- Öte yandan ilk mekanda ortaya çıkan sütunlara ek olarak iki adet daha sütun gelmiş ve sütun sayısı beşe ulaşmıştır. Bu sütünlardan ikisi pişmiş toprak, üçü kireç taşından yapılmıştır. İlk mekanın güney duvarında, sütunların üst seviyesine yakın bir seviyede bir kemer ortaya çıkmıştır. Bu kemerin ikinci mekana bağlantısı olup, ikinci mekanda bir tanesi devrik olmak üzere iki adet sütun daha gelmiştir. Sütunların hemen güneyinde ise ikinci mekanın sınırını ortaya çıkaran doğu-batı doğrultulu tahrip olmuş bir duvar gelmiştir. Bu duvarda da tıpkı ilk mekanda olduğu gibi bir kemere ait izler görülmüştür. İkinci mekanın sonlandığı alanda, bu mekanın hemen doğusunda kuzey-güney genişliği 1.65cm, doğu-batı genişliği 1.20cm olan duvarları sıvalı ve iki adet basamakla girişi olan üçüncü mekan gelmiştir.

Bu mekanların bir hamam yapısının mekanları olduğu anlaşılmıştır. İlk mekan, ateşin yandığı praefurnium olmalıdır. Bu alanda yer alan pişmiş toprak sütunların patlama nedeni ve zeminde yer alan yanık izleri buna işaret etmektedir. Bu alanda yer alan ikinci mekan ise hamam yapısının yıkanma yerlerinden biridir. Praefurnium’da yakılan ateşle, Hypocaust sistemi sayesinde mekanlar ısıtılmaktaydı. Üçüncü mekan sıcak suyun toplandığı bir havuz olmalıdır. Bu havuzun hemen alt seviyesinde bir baca ele geçmiştir. Öte yandan sütunların bu alandaki varlığı, zemin katta olunduğu ve ikinci katın tahrip edilmiş olduğu ile açıklanabilir. Bu sütunların üzerinde oturan bir taban olması gerekmektedir. Sütunların altında oluşturulan boşluk, Praefurnium’da yakılan ateşin dolaşımını sağlamak için yapılmıştır. Ancak sütunların üzerine oturduğu zemin yoğun tahribat nedeni ile korunmamıştır. Açmadan çıkarılan çok sayıda dağınık durumda bulunan düzgün plaka şeklinde taşlar bu zemin ile ilişkili olmadır. Bunun yanı sıra ilk iki mekanın tabanı ortaya çıkarılamamıştır. İkinci mekanda inilen son seviye olan 12.94m. seviyesinde sert toprak zeminle karşılaşılmıştır. (Fotoğraf: 4)

Hamam mimari açıdan değerlendirildiğinde Geç Roma dönemine ait olmalıdır. Ancak mekanların üst seviyelerinden yoğun Hellenistik dönem seramiklerinin yanında 4. yüzyıl seramikleri de geçmiştir. İkinci mekanda inilen son seviye olan 12.94m. seviyesinde Geç Roma, Hellenistik ve 4. yüzyıl seramikleri ele geçmiş olup, homojen bir seramik grubu ele geçmemiştir.

Geç Roma dönemine ait olması gereken bu hamamın batısında, tamamı sıva ile yapılmış ve eğimi güneye doğru olan bir su kanalı ortaya çıkmıştır. Bu kanalın, hamam ile bağlantısı ortaya çıkarılamamış olmasına rağmen hamam olarak düşünülen mekan ile ilişkili olmalıdır.

Öte yandan ortaya çıkan ilk mekanın kuzeyinde ve batısında yer alan iki duvar hamamın Praefurniumunu tahrip etmiştir. Bu nedenden ötürü hamamın batı sınırı korunmuş olarak ortaya çıkarılamamıştır.

Doğu genişleme 2 açmasında hamamın çıkmasının ardından, doğu genişleme 1 açması ile arasının birleştirilmesine karar verilmiştir. Ancak bu yeni genişlenen alanda birbirinden bağımsız dönemlere ait farklı mimarilere ait mekanların kalıntıları ortaya çıkmıştır. (Fotoğraf: 5) Bunun yanı sıra hamamın batı sınırı olabilecek kaliteli işçilik gösteren sağlam bir duvar ortaya çıkmıştır. (Fotoğraf: 6)

Bosajlı blokların oluşturduğu duvara doğu genişleme 2 açmasında rastlanmasının ardından, doğu genişleme 1 açmasının güney kesitinden itibaren kuzey-güney doğrultulu 8m. doğu-batı doğrultulu 1,5m’lik bir açmaya başlanmıştır. Bu alanda bosajın dolgusunun düzenli şekilde geldiği görülmüştür. Ancak dolgunun bittiği alanda bosaja rastlanmamıştır. Böylelikle duvarın aşağı yukarı kalınlığı ortaya çıkmıştır. Duvarın kalınlığı 5,50m. korunmuş olan uzunluğu ise 13m. olarak tespit edilmiştir. (Fotoğraf: 7) (Fotoğraf: 8)

Bosajların, hamamın olduğu alanda ele geçmemiş olması, tahrip edilmiş olduğu ile açıklanabilir. Ancak bu bosajların bir tiyatro analemmasından ziyade sur duvarı ile ilişkili olduğu düşüncesi ağırlık kazanmıştır. Bunun nedeni şayet bu alanda bir tiyatro var ise bu tiyatronun geç dönemlerde de işlevini koruyor olması düşünülmektedir.

Dereboyu 2 Sektörü

Dereboyu 2 olarak adlandırılan açma, Yamaç Ev sektörünün 200-250 metre kadar güneybatısında, 2001-2004 yılları arasında çalışılan Yol Üstü açmalarının yaklaşık 200 metre kuzeybatısında, Dereboyu Açmasının yaklaşık 15 metre güneydoğusunda ve Karakazan (Kundakçınar) Deresinin 45-50 metre doğusunda yer almaktadır.

Dereboyu 2

Antandros kentinin tabakalanmasına yönelik olarak yapılan sondaj niteliğindeki çalışmada, tarım toprağı seviyesinin hemen altında mimariye ilişkin ilk buluntular gelmeye başlamıştır. Dereboyu 2 açmasında ele geçen en önemli buluntu grubu, açmanın 10.30-10.20m. seviyesinde, 55 tanesi tam ve tama yakın toplam 150 civarında olan Küçük Hydria’lardır. Belirli bir düzlemde ele geçmeyen ve mimari ile ilişkilendirilemeyen bu seramik grubu M.Ö. 3. yüzyıla tarihlenmektedir. Priene, Miletos, Pergamon ve Thasos gibi kentlerin Demeter kutsal alanlarında yoğun olarak ele geçen Küçük Hydria’lar, Demeter ve Ana Tanrıça kültü ile ilişkilidir. Bu kadar yoğun küçük hydria buluntusu, bir kutsal alana işaret etse de, bu kutsal alan ile ilişkili henüz bir mimariye rastlanılmamıştır. (Fotoğraf: 1) (Fotoğraf: 2)

Küçük Hydria’ların ele geçtiği seviyenin hemen altından gelmeye başlayan ve daha sonra bir mekan oluşturan dört duvarın sınırladığı alandan ele geçen yoğun 4. yüzyıl seramikleri dikkat çekicidir. Ancak bu alanda her hangi bir taban ya da in-situ malzemeye rastlanmamıştır. Mekanın alt seviyelerinde 7. ve 6. yüzyıl seramikleri ele geçmiş olup, inilen en alt seviyede büyük boyutlu taşlar ortaya çıkmaya başlamış ve taşların bir düzlem gösterdiği fark edilmiştir. Bu taş sırasının bir sur duvarı ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. (Fotoğraf: 3)

2007 yılı çalışmalarında genişlenen Dereboyu 2 açmasının üst seviyelerinde ortaya çıkan Geç Roma dönemi mimarisi; künk, logar ve duvarlar ile temsil edilmiştir. Logarın hemen arkasında yer alan duvarda taş olarak kullanılmış blok taş ilginç buluntulardan biridir. Taş üzerinde Apollon’un atribütleri olan üç ayaklı kazan, ok ve sadak betimleri yer alır. Bu durum, bloğun yakınlarda bulunan bir Apollon kutsal alanından sökülmüş olabileceği düşündürmektedir. (Fotoğraf: 4)

Diğer bir önemli buluntu, açmanın kuzey tarafında ortaya çıkan yaklaşık 3 metre uzunluğunda ve 35 cm. kalınlığa sahip bloğun ortaya çıkarılmasıdır. Açmanın kuzeyinde yer alan duvara kadar uzanan bu bloğun mimari ile henüz ilişkisi tespit edilememişte olsa, Hellenistik döneme ait olması gereken büyük bir mekanda kullanılmış bir blok olmalıdır. Ancak üst seviyesinde yer alan Geç Roma dönemi mimarisi altında kalmasından dolayı niteliği çok net anlaşılamamıştır.
(Fotoğraf: 5)


Yolüstü ve Dereboyu sektörlerinin fotoğraf galerisine gitmek için tıklayın.


Yukarι